Müslüm Gürses (Müslüm Baba) Boşa Geçen Senelerim Bende Kalsın Dokunmayın

 

Dokunmayın…

Yaklaşık üç ay sonra ilk kez odamda uyuyacağım.

Bunu söylerken kulağa sıradan geliyor. Oysa insan bir yere uzun süre uzak kaldığında, geri döndüğünde aynı duvarların bile değişmiş olduğunu hissedebiliyor.

Eylülün ortasındayız.

Yaz yavaş yavaş kendini geri çekiyor. Adana'nın o bunaltıcı sıcaklığı yerini serin bir havaya bırakırken, gökyüzü de mevsimin değiştiğini ilk yağmuruyla haber verdi.

Camın ardından yağmuru izliyorum.

Saat 03.36.

Masamın üzerinde bir Nescafe, hemen yanında küllükte usul usul tükenen bir sigara...

Odam sessiz.

Yalnızca dışarıdan gelen yağmurun sesi ve Müslüm Baba'nın sesi birbirine karışıyor.

“Dokunmayın” çalıyor.

Sonra o cümle geliyor:

“Boşa geçen senelerim bende kalsın, dokunmayın…”

İnsanın bazı şarkıları vardır.

Onları sevdiği için değil, kendisinden bir parça bulduğu için dinler.

Bu da onlardan biri.

Çünkü insan yaş aldıkça geçmişine farklı gözlerle bakmaya başlıyor. Bir zamanlar önemsiz sandığı şeylerin aslında ne kadar büyük yer kapladığını, geçtiğini düşündüğü bazı hikâyelerin hâlâ zihninin bir köşesinde yaşadığını fark ediyor.

Benim de kafamın içinde son zamanlarda fazlasıyla kalabalık var.

Takvimde işaretlenmiş bir tarih duruyor önümde.

Henüz o günün bana ne getireceğini bilmiyorum.

Sadece yaklaşmakta olduğunu biliyorum.

İnsan bazen bir tarihten değil, o tarihin arkasında saklanan ihtimallerden korkuyor.

Sonrasını hesaplamaya çalışıyor.

Hayatının hangi tarafının değişeceğini, hangi kapının kapanıp hangisinin açılacağını düşünüyor.

Fakat hiçbir hesabın sonucu kesin çıkmıyor.

Bir tarafta geçim derdi…

Öbür tarafta yarının ne getireceğine dair soru işaretleri…

İnsanın kendisine bile anlatmakta zorlandığı başka meseleler…

Hepsi zihnin aynı köşesinde toplanınca, gece olduğunda insanın uyuyası gelmiyor.

Sessizlik büyüyor.

Düşünceler daha yüksek sesle konuşmaya başlıyor.

Ben de uzun zamandır ilk defa odamda, bu sessizliğin ortasında oturuyorum.

Garip olan şu ki, dışarıdaki yağmur ne kadar dinginse içimdeki hava o kadar kapalı.

Ama bu kez hiçbir şeyi zorlamıyorum.

Ne geçmişi değiştirmeye çalışıyorum ne de yarının kapısını erkenden açmaya.

Sadece önümde duran birkaç saate bırakıyorum kendimi.

Belki insanın ara sıra buna ihtiyacı vardır.

Hayatın bütün yükünü aynı anda sırtından indiremese bile, birkaç dakikalığına yere bırakmaya…

Bir fincan kahvenin başında susmaya…

Bir sigaranın dumanına dalıp gitmeye…

Ve yıllardır içinde biriktirdiği cümlelerin arasından sessizce geçmeye…

Dışarıda yağmur devam ediyor.

Takvim ilerliyor.

Bazı tarihler yaklaşıyor.

Bazı cevaplar hâlâ ortada yok.

Ben ise bütün bunların arasında, gecenin bir köşesinde oturmuş, eski bir şarkının sözlerine takılıp kalmış durumdayım.

Geçmişe kızmıyorum.

Gelecekle kavga etmiyorum.

Sadece ikisinin arasında kendime küçük bir yer açmaya çalışıyorum.

Çünkü bazı şeylerin hesabı tutulmaz.

Bazı yılların açıklaması yapılmaz.

Bazı geceler de kimseye anlatılmaz.

Onlar insanın içinde kalır.

Tıpkı bu gece gibi…

Saat 03.36.

Kahvemden son yudumu alıyorum.

Küllükteki ateş artık neredeyse sönmüş.

Yağmur hâlâ camı dövüyor.

Müslüm Baba'nın sesi odanın içinde dolaşırken, o cümle bir kez daha kulağıma geliyor:

“Boşa geçen senelerim bende kalsın, dokunmayın…”

Belki de bazı şeyleri geride bırakmanın yolu onları unutmak değildir.

Onlarla yaşamayı öğrenmektir.

Ben de bu gece geçmişimi yanıma alıp geleceğe bakıyorum.

Ne çıkacağını bilmeden.

Nereye varacağını kestiremeden.

Sadece sessizce…

Çünkü bazı hikâyelerin sonun

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeni Bir Yol

Hayat V Hayaller

Acı Tercübe