Acı Tercübe
Boğazımda Kalan Düğüm
Bazı insanlar hayatımıza girer ve çıkar.
Bazıları ise hiç bizim olmadan, hayatımızın en uzun hikâyesine dönüşür.
Benim hikâyem de böyle başladı.
Yıllar önce, hayatımın yönünü henüz bulamadığım bir dönemdeydim. Okul bitmişti. Üniversiteye gidememiştim. İşim yoktu. Hayat önümde büyük ve sessiz bir boşluk gibi duruyordu. Elimde ise yalnızca birkaç hayal, biraz müzik ve zaman vardı.
Sonra biriyle tanıştım.
İlk başta hiçbir beklentim yoktu. Onun dertlerini dinledim. O benimkileri dinledi. Birbirimize sırlarımızı anlattık. Zamanla fark ettim ki ben onun hayatındaki küçük bir ayrıntı olmaktan çıkmış, kendi hayatımın merkezine onu koymaya başlamıştım.
Ne zaman olduğunu bilmiyordum.
İnsan bazı şeylerin başladığı anı hatırlayamıyor.
Bir gün fark ediyorsun ki bir insanın mesajını bekliyorsun. Onun üzülmesine üzülüyor, mutlu olmasına seviniyorsun. Başka biriyle konuştuğunda içinin neden sıkıldığını anlayamıyorsun.
Sonra bir gün gerçeği kendine itiraf ediyorsun.
Ben onu seviyordum.
Bunu ona söylediğimde cevabı farklıydı.
Beni o gözle görmediğini söyledi.
Ben de kabul ettim.
En azından aklım kabul etti.
Kalbim ise biraz daha zaman istedi.
Sonra bir gün telefonum çaldı.
Benden yardım istedi.
O an başka hiçbir şeyi düşünmedim. İnsanlardan yardım istedim, bir şekilde araç buldum ve gittim. Onu aldım. Eşyalarını taşıdım. Kapısına kadar eşlik ettim.
Sonra bana, kapısının benim için de açık olduğunu söyledi.
Ben ise hiçbir şey istemeden, hiçbir karşılık beklemeden, yalnızca sevdiğim insanın yanında olmanın verdiği o garip huzurla oradan ayrıldım.
Belki o gün benim için hiçbir şey değişmedi.
Ama içimdeki umut yeniden büyüdü.
Sonrası hep aynı hikâyeydi.
Yaklaştık.
Uzaklaştık.
Konuşmadık.
Özledik.
Tekrar konuştuk.
Yine koptuk.
Aradan aylar, sonra yıllar geçti.
Ama bazı insanlar zaman geçtikçe küçülmüyor.
Bazıları hafızada büyüyor.
Bir ara onun için bir roman bile yazdım.
Belki de insanın söyleyemediği şeyleri kâğıda dökmesinin en dürüst yolu budur. Bir insana söyleyemediklerini, onun hakkında yazarsın.
Bazen birkaç sayfa.
Bazen yıllar.
Sonra yine uzaklaştı.
Ben yine kaldım.
Bir süre sonra onun sevdiği şeyleri öğrenmeye başladım. Şarkılar, filmler, hikâyeler...
İnsanın sevdiği kişinin sevdiği şeyleri sevmesi ne garip.
Bir şarkı artık yalnızca bir şarkı olmaktan çıkıyor.
Bir dizi yalnızca bir dizi olmuyor.
Bir melodi duyuyorsun ve yıllar önceki bir akşam geri geliyor.
Bir sahne görüyorsun ve eski bir konuşmayı hatırlıyorsun.
Sonra gece oluyor.
Ve herkes kendi hayatına çekilmişken sen geçmişinle baş başa kalıyorsun.
Bazen o şarkıyı açmak istemiyorsun.
Ama açıyorsun.
Çünkü canını yakıyor.
Ama aynı zamanda seni ona biraz daha yaklaştırıyor.
Belki insan bazen acısını bile bırakmak istemiyor.
Çünkü acı giderse, o insandan geriye ne kalacağından korkuyor.
Ben de yıllarca böyle düşündüm.
Onu unutursam sanki ona ihanet edecekmişim gibi.
Sanki yaşadıklarımızın hiçbir anlamı kalmayacakmış gibi.
Sanki yıllardır içimde taşıdığım bu sevgi, karşılığını bulmadığı için değersizmiş gibi.
Ama artık başka bir ihtimali düşünüyorum.
Belki bazı insanlar hayatımıza bizimle kalmak için değil, bize kendimizi göstermek için girer.
Belki o insan bana sevgiyi öğretti.
Belki beklemeyi.
Belki kaybetmeyi.
Belki karşılıksız kalmanın ne kadar ağır olduğunu.
Ama belki bana en önemli şeyi de öğretti:
Bir insanın seni seçmemesi, senin sevilmeye değer olmadığın anlamına gelmez.
Yıllardır boğazımda bir düğüm var.
Bazen büyüyor.
Bazen küçülüyor.
Bazı geceler nefesimi kesiyor.
Bazı şarkılarda yeniden ortaya çıkıyor.
Bazı anlarda ise yalnızca sessizce duruyor.
Artık o düğümü tamamen çözmek isteyip istemediğimi bile bilmiyorum.
Çünkü içinde yalnızca acı yok.
İçinde gençliğim var.
İçinde eski ben var.
İçinde ilk defa birini gerçekten sevdiğim günler var.
İçinde hiçbir karşılık beklemeden yaptığım iyilikler var.
İçinde kırıldığım geceler var.
İçinde söyleyemediğim cümleler var.
Ve belki de en önemlisi, bir zamanlar gerçekten inanmış olduğum bir ihtimal var.
Ama artık şunu biliyorum:
Bir hikâyenin tamamlanmamış olması, sonsuza kadar aynı yerde beklemem gerektiği anlamına gelmez.
Bazı hikâyelerin sonu kavuşmak değildir.
Bazılarının sonu unutmak da değildir.
Belki bazı hikâyelerin sonu sadece şudur:
Bir gün aynı şarkıyı yeniden dinlersin.
Canın biraz yanar.
Gözlerin dolar.
Sonra şarkı biter.
Ve sen hayatına devam edersin.
Çünkü bazı insanlar kalbimizden tamamen çıkmaz.
Sadece kalbimizin merkezinden biraz daha uzağa taşınırlar.
Benim boğazımdaki düğüm belki bir gün tamamen çözülmeyecek.
Ama belki bir gün onunla yaşamayı öğreneceğim.
Ve o gün geldiğinde, geçmişe bakıp şunu söyleyeceğim:
“Ben seni gerçekten sevmiştim.
Ama artık seni beklemiyorum.”
Belki özgürlük tam olarak budur.
Yorumlar
Yorum Gönder