Hayat V Hayaller
Beni Hayat Değil, Yaşadıklarım Büyüttü
Bazı insanların hayatı bir hikâyeyle başlar.
Bazılarınınki ise daha ilk sayfası açılmadan mücadeleyle.
Onun hikâyesi de böyle başlamıştı.
1998 yılının soğuk bir kış gününde, Adana'da dünyaya geldiğinde ailesi onun gelecekte nasıl bir hayat yaşayacağını bilmiyordu. Henüz dünyaya gelmeden önce başlayan telaş, doğumuyla birlikte daha da büyümüştü. Doktorların söyledikleri umut verici değildi. Yaşayıp yaşamayacağı bile kesin değildi.
Ama o yaşadı.
Belki de hayatındaki ilk mücadelesini daha ne olduğunu bile anlamadan kazanmıştı.
Çocukluğu diğer çocuklarınkine pek benzemedi. Hastane koridorları, doktorlar, kontroller ve ameliyatlar onun hayatında sıradanlaşmıştı. Bir çocuğun oyunlarla, okul telaşıyla ve küçük hayallerle geçirmesi gereken yılların bir kısmı başka şeylerle geçti.
O zamanlar bunun neden kendi başına geldiğini sorgulayacak yaşta değildi.
Sadece yaşıyordu.
Büyüdükçe bazı şeylerin farkına varmaya başladı.
Hastane artık yalnızca hastane değildi.
Ağrı yalnızca ağrı değildi.
İnsan, sürekli bir şeylerle mücadele ettiğinde zamanla mücadele etmenin kendisini öğreniyordu.
Ergenliğe geldiğinde içinde birikenleri taşımakta zorlanmaya başladı. Sürekli müdahale edilmek, farklı tedaviler görmek ve kendi bedeni üzerinde söz sahibi olamadığını hissetmek onu yormuştu.
Bir noktada artık yeter dedi.
Tedavilerden uzaklaştı.
Hayatını normal bir insan gibi sürdürmeye çalıştı.
Fakat hayat bu kez başka bir taraftan kapısını çaldı.
Aile büyümüştü.
Sorumluluklar artmıştı.
Evde para her zaman yetmiyordu. Babası elinden geldiğince çalışıyor, fakat üç çocuğun ihtiyaçları karşısında hayat yine de eksik kalıyordu.
Bazı evlerde yoksulluk sessiz yaşanır.
Bazılarında ise tartışmaların arasından kendini belli eder.
Onların evi de zaman zaman ikinci türdendi.
Çocuk yaşta birçok şeyi anlamlandırmaya çalışırken bir yandan da evin içindeki gerginlikleri taşıyordu. Kimi zaman sert sözler, kimi zaman kırgınlıklar, kimi zaman da unutulması kolay olmayan davranışlar vardı.
O da kusursuz değildi.
İçinde öfke vardı.
Hırçınlığı vardı.
Belki biraz da bütün çocukluğundan kendisine kalan bir savunma mekanizmasıydı bu.
İnsan bazen kendisini korumayı öğrenirken nasıl sertleştiğini fark etmez.
Okul yılları geldi geçti.
Üniversite onun için bir seçenek gibi görünse de hayatın ekonomik gerçekleri başka şeyler söylüyordu. Daha fazla bekleyemezdi. Bir an önce çalışması gerekiyordu.
Meslek öğrendi.
Çalışmaya başladı.
Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışırken hayatın normale dönebileceğini düşündü.
Tam o sırada hayat yine karşısına çıktı.
Genç yaşında, başka bir sebeple gittiği bir muayenede daha önce bilmediği bir gerçekle karşılaştı.
Yıllardır taşıdığı sağlık yüküne bir yenisi eklenmişti.
O an, çocukluğundan beri kaçtığı bütün hastane koridorları sanki yeniden karşısına çıkmış gibiydi.
Bir süre her şeyi bıraktı.
İnsanlardan uzaklaştı.
Kendi içine kapandı.
Ve tam o dönemde hayatına biri girdi.
Bazen insan en kırılmış olduğu zamanda biriyle karşılaşır.
O kişi yaralarını iyileştirmeyebilir.
Ama insanın hayatında öyle bir iz bırakır ki, yıllar sonra bile bazı şarkılar, bazı geceler ve bazı sessizlikler onu hatırlatır.
Onun hayatında da böyle oldu.
Bir yakınlık başladı.
Dostluk başka bir şeye dönüştü.
Söylenemeyenler birikti.
Sonra yollar ayrıldı.
Ama bazı insanlar hayatımızdan çıkarken kendilerini değil, içimizde bıraktıkları boşluğu götürürler.
O boşluk uzun süre kaldı.
Hayat ise beklemiyordu.
Yeni sorunlar geldi.
Aileyle yaşanan bir anlaşmazlık, yıllarca süren bir hukuki sürece dönüştü. Gençliğinin bir dönemini mahkeme kapılarının gölgesinde geçirmek zorunda kaldı.
Kendisini haksızlığa uğramış hissediyordu.
Hayatında ilk kez değildi bu.
Belki de onu en çok yoran şey, başına gelenlerden ziyade sürekli kendisini savunmak zorunda kalmasıydı.
Bir yandan geçmişin hesabını taşıyor, diğer yandan geleceğini kurmaya çalışıyordu.
Çalıştı.
Yeniden başladı.
Bir işe girdiğinde kısa sürede kendisini gösterebildi. Yıllardır sahip olmak istediği düzenin küçük bir parçasına yaklaşmış gibiydi.
Ama o da uzun sürmedi.
Bir süre sonra işini kaybetti.
Sebep olarak başka şeyler söylendi.
O ise arka planda başka insanların etkisi olduğuna inanıyordu.
Yine aynı duyguya döndü:
Tam bir şeyleri yoluna koymaya başlamışken, hayat elinden çekip almıştı.
Şimdi geldiği noktada hâlâ mücadele ediyor.
Geçmiş tamamen geçmiş değil.
Sağlık sorunları hâlâ hayatının bir yerinde.
Maddi sıkıntılar hâlâ zaman zaman kapısını çalıyor.
Aileyle yaşanan eski meseleler tamamen bitmiş değil.
Bazı geceler insanın bütün hayatını düşünüp kendisine tek bir soru sorduğu olur:
“Ben bunların hepsini neden yaşadım?”
Onun da kendisine sorduğu sorulardan biri bu.
Fakat onu bugüne kadar ayakta tutan başka bir şey vardı.
Hırs.
Bir gün her şeyin değişeceğine dair garip bir inat.
Kendisini küçümseyenlere, kıranlara, hayatından bir şeyler alanlara karşı içinde büyüttüğü bir cevap verme isteği...
Bazen buna intikam diyordu.
Ama belki de aradığı şey gerçek anlamda intikam değildi.
Belki sadece bir gün ayağa kalkıp geçmişine bakmak ve:
“Bütün bunlara rağmen başardım.”
diyebilmekti.
28 yaşına geldiğinde geriye dönüp baktığında, hayatının hiçbir döneminin kolay olmadığını gördü.
Çocukluğu mücadeleydi.
Gençliği mücadeleydi.
Sevmesi bile mücadeleye dönüşmüştü.
Çalışması mücadeleydi.
Ailesiyle ilişkileri mücadeleydi.
Kendi bedeniyle ilişkisi mücadeleydi.
İnsanlarla ilişkisi mücadeleydi.
Ve belki de en büyük mücadelesi kendisiyleydi.
İnancının bazı tarafları hâlâ yerindeydi.
Ama adalet konusunda içinde derin bir kırgınlık oluşmuştu.
Çünkü insan, hayatı boyunca adalet arayıp karşılığını bulamadığını düşündüğünde, bir süre sonra adalet kavramının kendisini sorgulamaya başlayabiliyor.
O da sorguladı.
Belki cevaplarını hiçbir zaman tam olarak bulamayacak.
Ama bir şeyi biliyor:
Bunca şeyden sonra hâlâ ayakta.
Ve belki onun hikâyesinin en önemli tarafı da bu.
Çünkü bazı insanlar hayata kolay başlar ve sonradan mücadele etmeyi öğrenir.
Bazılarıysa mücadele ederek doğar.
O, ikinci gruptaydı.
Hayat ona birçok kez kaybetmeyi öğretti.
Ama bir şeyi öğretemedi:
Vazgeçmeyi.
Bugün hâlâ geleceğinin nasıl olacağını bilmiyor.
Nereye gideceğini, ne zaman yeniden başlayacağını, hayatın karşısına daha neler çıkaracağını bilmiyor.
Ama içinde hâlâ küçük, inatçı bir ses var.
Bütün geçmişine rağmen susmayan bir ses.
Belki de o sesin söylediği tek şey şu:
“Hikâye henüz bitmedi.”
Çünkü onu hayat büyütmedi.
Yaşadıkları büyüttü.
Yorumlar
Yorum Gönder