Bir Yazlık Anısı
Bir Yerin Son Günleri
Bugün oturup düşündüm de, buraya geleli neredeyse iki ay olmuş. Belki biraz daha fazla, belki biraz daha az… Zamanın nasıl geçtiğini gerçekten anlayamadım.
İlk geldiğim günleri hatırlıyorum.
Her şey farklıydı. Ev, hava, sessizlik, geceleri duyulan sesler, sabahları uyanınca karşılaştığım manzara… Bir süreliğine hayatımın geri kalanından uzaklaşmış gibiydim. Sanki şehirde bıraktığım bütün telaşlar, düşünceler ve alışkanlıklar burada beni bulamayacaktı.
Sonra günler birbirini takip etmeye başladı.
Sabahları başka türlü uyanmaya, günümü başka türlü yaşamaya başladım. Buradaki düzene alıştım. Sessizliğe alıştım. Günün daha yavaş akmasına alıştım. Akşam olduğunda havanın serinlemesine, gecenin sessizleşmesine, aynı yerlere bakmaya, aynı şeyleri yapmaya alıştım.
Ve fark etmeden burası bana yabancı bir yer olmaktan çıktı.
Bir süre sonra “burada kalıyorum” demekten çok, “evdeyim” demeye başladım içimden.
Belki de şimdi gitmek istemememin sebebi tam olarak bu.
Çünkü artık buradan ayrılmak, sadece bir yerden başka bir yere gitmek gibi gelmiyor bana.
Buradan ayrılırken sanki iki ay boyunca kurduğum küçük hayatı da geride bırakacakmışım gibi hissediyorum.
Bugün bunu düşünürken etrafa biraz daha dikkatli baktım.
Normalde üzerinde fazla durmadığım şeyler bile gözüme farklı görünmeye başladı. Oturduğum yer, alıştığım manzara, gün içinde defalarca gördüğüm yollar…
İnsan bazen bir şeyin sonuna geldiğini anlayınca, daha önce fark etmediği ayrıntıları fark ediyor.
Belki de son hafta olduğu için her şey biraz daha anlamlı gelmeye başladı.
Çünkü artık biliyorum.
Buradaki zamanımın sonuna geldim.
Bir yanım hâlâ “biraz daha kal” diyor.
Bir hafta daha…
Birkaç gün daha…
Hatta mümkün olsa biraz daha uzun.
Ama diğer yanım biliyor.
Mevsim bitiyor.
Yayla sezonu bitiyor.
Benim buradaki hayatım da yavaş yavaş sona eriyor.
Ve sonunda o eve geri döneceğim.
Eski düzenime…
Eski hayatıma…
Belki yine aynı odada uyanacağım, aynı şeyleri yapacağım, aynı insanlarla aynı hayatın içinde olacağım.
Ama nedense biliyorum ki ben aynı kişi olarak dönmeyeceğim.
Çünkü insan bir yerde yeterince uzun kalınca, orası ona bir şey bırakıyor.
Bazen bir alışkanlık…
Bazen bir anı…
Bazen de sadece sessizce geçirdiği günlerin huzuru.
Ben buradan neyle döneceğimi tam bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum:
Buraya geldiğimde buranın biteceğini hiç düşünmemiştim.
Şimdi ise önümde sadece bir hafta kaldığını biliyorum.
Garip olan da bu zaten.
İnsan bazı şeylerin sonunu yaşarken değil, sonunun yaklaştığını fark ettiğinde üzülüyor.
Belki birkaç gün sonra eşyalarımı toplayacağım.
Son kez buradaki havayı içime çekeceğim.
Son kez bu sessizliğin içinde oturacağım.
Son kez buradaki gecenin nasıl hissettirdiğini fark edeceğim.
Sonra döneceğim.
Hayat kaldığı yerden devam edecek.
Ama galiba bazı yerler insanın hayatından çıkmıyor.
Sadece adresleri değişiyor.
Burası da benim için öyle olacak.
Belki gelecek yaz yine buraya gelirim.
Belki yine aynı yerde oturur, bugünleri hatırlarım.
Belki de hayat başka bir yere savurur beni ve bir daha buradaki günlerin aynısını yaşayamam.
Bilmiyorum.
Şimdilik bildiğim tek şey şu:
Gitmek istemiyorum.
Ama gitmem gerektiğini de biliyorum.
Ve sanırım büyümek biraz da böyle bir şey.
Sevdiğin bir yerde biraz daha kalmak isterken, zamanın sana “artık gitme vakti” demesini kabul etmek.
Bu gece yine burada oturuyorum.
Henüz gitmedim.
Ama galiba şimdiden özlemeye başladım.
Çünkü bazı vedalar, insan daha gitmeden başlıyor.
Yorumlar
Yorum Gönder