Aidiyet v Sadakat
Kimi için bir caminin sessizliği, kimi için bir kilisenin çanı, kimi için denizin kıyısında yalnız başına oturduğu bir banktır. Benimki ise sarı ve laciverttir.
Benim mabedim Fenerbahçe'dir.
Bunu anlatmak için futbol demek yetmez. Çünkü Fenerbahçe benim için hiçbir zaman yalnızca bir futbol takımı olmadı.
O, bir çocuğun rüyasıydı.
Daha hayatın ne olduğunu tam anlamadığım yaşlarda, sarı lacivert renklerin bana neden bu kadar büyük bir mutluluk verdiğini bilmiyordum. Bir forma, bir atkı, televizyonda görünen o arma… Hepsi yetiyordu.
Çünkü çocukken bazı şeyleri açıklamazsın.
Sadece seversin.
Hem de nedenini bilmeden.
Belki de Fenerbahçe'yi sevmemin en güzel tarafı buydu. Bana hiçbir şey vaat etmeden sevdim onu. Bana her zaman kazanmayı, her zaman mutlu olmayı, her zaman istediğimi vermeyi söz vermedi.
Ama ben yine de sevdim.
Kazandığında sevindim.
Kaybettiğinde üzüldüm.
Kızdığımda bile vazgeçmedim.
Çünkü bazı sevgilerde hesap olmaz.
Karşılık beklemezsin.
“Bana ne verdin?” diye sormazsın.
Sadece yanında kalırsın.
Belki de sadakat dediğimiz şey tam olarak budur.
Fenerbahçe bana bunu öğretti.
Bir insanı, bir şeyi, bir değeri sadece güzel günlerinde sevmemeyi…
Kötü günlerinde de yanında durmayı.
Çocukken bunun adını bilmiyordum.
Şimdi biliyorum.
Buna sadakat deniyor.
Yıllar geçti.
Çocuk büyüdü.
Hayat değişti.
İnsanlar geldi, insanlar gitti.
Bazı sevgiler yarım kaldı, bazı dostluklar bitti, bazı hayaller başka bir zamana kaldı.
Ama sarı lacivert değişmedi.
Ben değiştim.
Fenerbahçe kaldı.
Belki bu yüzden ona olan sevgim biraz da çocukluğuma duyduğum özlem.
Çünkü o renklerde hâlâ hiçbir şeyden haberi olmayan bir çocuk var.
Kaybetmenin ne kadar acıtabileceğini bilmeyen…
Hayatın insanın elinden bazı şeyleri sessizce alabileceğini henüz öğrenmemiş…
Bir maçın başlamasını beklerken dünyanın en mutlu insanı olabilen bir çocuk.
Ve bazen düşünüyorum…
Belki de Fenerbahçe'yi bu kadar çok sevmemin nedeni, o çocuğu içimde hâlâ yaşatması.
Stada girdiğimde, tribünleri gördüğümde, o sarı lacivert renkler üzerime düştüğünde içimde bir şey değişiyor.
Sanki zaman biraz geriye gidiyor.
Sanki hayat bir süreliğine susuyor.
Ve ben yeniden çocuk oluyorum.
Elimde atkım.
Gözüm sahada.
Kalbim sarı lacivert.
İşte benim mabedim orası.
Kadıköy'ün çimlerinden çok daha büyük bir yer.
Bir stadın sınırlarına sığmayacak kadar büyük.
Çünkü benim Fenerbahçe'm bir arma değil sadece.
Bir hatıra.
Bir çocukluk.
Bir rüya.
Bir sadakat.
Bir aşk.
Ve belki de hayatım boyunca karşılığını hiç düşünmeden seveceğim en saf şey.
Fenerbahçe bana her zaman mutluluk vermedi.
Ama bana her zaman sevecek bir şey verdi.
Bazen bir insanın ihtiyacı olan tek şey de budur.
Bir yere ait olmak.
Bir şeyi hiçbir karşılık beklemeden sevmek.
Ve ne olursa olsun,
“Ben buradayım.”
diyebilmek.
Benim cümlem de hep aynı kalacak:
İyi ki Fenerbahçeliyim.
Çünkü bazı aşklar anlatılmaz.
Bazı aşklar yaşanır.
Benimki sarı lacivert.

Yorumlar
Yorum Gönder